Basel Üniversitesi’nde tıp profesörü olan büyükbabasının adını taşıyan Carl Gustav Jung İsviçreli bir papazın oğludur. 1895 yılında Basel’de tıp eğitimi almaya başladı ve 1900 yılında Eugen Bleuler’in asistanı olarak Burghölzli’de psikiyatrist olarak hizmet verdi. Doktorasını 1902 yılında tamamladı. Konusu; okült (gizli, görünmeyen) fenomenler (etkiler) ve onların psikoloji ve patolojiyle bağlantıları idi. Paris’te altı ay Pierre Janet ile bilgilerini derinleştirdi. 1903 yılında Emma Rauschenbach ile evlendi. 36 yaşında Uluslararası Psikanaliz Birliği’nin ilk başkanı oldu. Psikolojik analizlerinde astrolojiden de yararlanan Carl Gustav Jung, Sigmund Freud ile beraber çalıştığı toplumsal bilinçaltı kavramı ile de tanınır.

Jung’un ‘libido’ Kavramı

Latince kökenli bir kelime olan libido, aslen “istek, arzu, irade” gibi anlamlara gelir. Freud ve Jung arasındaki temel görüş ayrılığının yaşanması da bu kavramın niteliğiyle ilgilidir. Freud libidonun anlamını sınırlandırarak “cinsel arzu ve istekler” olarak tanımladıysa da, Jung Freud’un aksine bu kavramı genel bir yaşam enerjisi olarak kullanmış ve böylelikle libidoya kelime kökeniyle uyumlu bir anlam yüklemiştir. Bir başka deyişle Freud’un öğretisi “cinsel libido” odaklı, Jung’un öğretisi “enerjik libido” odaklıdır (Sambur, 2005).

Bireysel bilinçaltı

Bireysel bilinçaltı, ilk olarak bilinç düzeyinde olup daha sonraları değişik birtakım nedenlerle bastırılan ya da az önem verilmesi sonucu unutulan tecrübelerin depolandığı yerdir. Buradaki bilgiler gerektiğinde tekrar bilinç düzeyine çıkarılıp kullanılır (Sambur, 2005). Örneğin çocukluğumuza dair anılar, okuduğumuz kitaplar gibi tamamen kişisel tecrübeler bireysel bilinçaltında yer alır. Ayrıca bireysel bilinçaltının, Freud’un kuramındaki bilinçdışı bölge ile paralel nitelikte olduğunu söyleyebiliriz.

Kolektif  Bilinçaltı

Jung’a göre kişisel bilinçaltının ötesinde, tıpkı fiziksel özellikler gibi kalıtım yoluyla aldığımız bir “kolektif (ortak) bilinçaltı” vardır ki, Jung bilinç konusunda Freud’dan bu katkısı yönüyle ayrılır. Ortak bilinçaltı, diğer bilinçaltı süreçler gibi bilince çıkarılması zor olan düşünce, tecrübe ve imgelerden oluşur. Fakat ortak bilinçaltındaki fark, buradaki tecrübeler için bilinç düzeyinde bir bastırmanın söz konusu olmayışıdır.

Tüm insanlar bu ortak bilinçaltı malzemeyle dünyaya gelir ve ortak malzeme adı üzere temelde herkes için aynı özellikleri gösterir (Burger, 2006). Kolektif bilinçaltı ürünler için çocukluk dönemlerine özgü korkular (ayrılma korkusu, karanlık korkusu vs.), bir bebeğin doğar doğmaz annesiyle bağ kurması, evreni kontrol eden doğaüstü bir güç/Tanrı olduğunu kabullenme gibi evrensel deneyimlerden oluşur.

Jung’a göre bu alan bireysel bilinçaltının tamamen zıttı, onun ötesinde ve daha derin gerçeklikli bir doğaya sahiptir. Kolektif bilinçaltı imgeleri “ilksel imajlar”dan oluşur ve Jung bu imgeleri “arketipler” terimiyle ifade eder. Bu kolektif bilinçteki imgeler yeni doğan bir bebeğin annesine, insanın karanlığa, Tanrı’ya belli bir biçimde tepki göstermesini sağlar (Burger, 2006).

Arketipler, geçmiş yaşantıların birer çıktısı olan bellek imajları gibi canlı görüntülerden oluşmazlar ve sınırsız -yeryüzünde vuku bulmuş olay, olgu, bulgu ve nesneler kadar çoklukta- sayıdadırlar (Gürses, 2007). Ancak Jung’un en çok söz ettiği arketipler; kendini gerçekleştirme (self-actualization), persona, anima, animus, kendilik, gölge, yaşlı ve bilge adam, güneş, ay, anne, baba, kahraman, Tanrı ve ölüm arketipleridir. Günlük hayatta birebir tecrübe edinilen bilinçaltı imgeler olmayıp masallarda, mitlerde ve efsanelerde karşımıza çıktığı görülür.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir