1928’de Viyana’da doğan Otto F. Kernberg, 11 yaşındayken Nazi Almanyası’ndan kaçan ailesiyle birlikte Şili’ye göçtü, tıp eğitimini bu ülkede aldı, 1959’da ise ABD’ye yerleşti.

Cornell Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde psikiyatri profesörü olan O. F. Kernberg ayrıca Columbia Üniversitesi Psikanalitik Eğitim ve Araştırma Merkezi’nde eğitim analisti ve süpervizör analisttir. Dr. Kernberg, 1997-2001 yıllarında Uluslararası Psikanaliz Derneği’nin başkanlığını yaptı. Aynı zamanda Journal of the American Psychoanalytic Association dergisinde editörlük yapmaktadır.

Kernberg’in önemi, psikanalizi ağır ve sınır kişilik bozukluklarına başarıyla uygulamış̧ ve bu alanda teorik ve pratik katkılarda bulunmuş̧ olmasından gelir. İnsan saldırganlığı ve yıkıcılığını incelemiş̧ olan Kernberg’in başlıca kitapları arasında Borderline Conditions and Pathological Narcissism (1975) (Sınır Durumlar ve Patolojik Narsisizm, 2006); Object Relations Theory and Clinical Psychoanalysis (1976); Internal World and External Reality: Object Relations Theory Applied (1980); Severe Personality Disorders: Psychotherapeutic Strategies (1984); Narcissistic Personality Disorder: Psychotherapeutic Strategies (1989); Aggression in Personality Disorders and Perversions (1992) (Sapıklıklarda ve Kişilik Bozukluklarında Saldırganlık, 2010) sayılabilir.

Pek çok analist ve terapistin “yaşayan en büyük usta” kabul ettikleri Otto F. Kernberg’in psikanaliz dışı çevrelerde yeterince tanınmaması ilginçtir. Şüphesiz buna yol açan en önemli neden psikanalizin bu efsane isminin fazla “hekimce” bir üslup ve tutum benimsemiş olmasıdır. Ne var ki, Kernberg’in başarısı da gene bu üslup ve tutumdan kaynaklanır.

Kernberg’de ne Lacan’da olduğu gibi büyüleyici bir üslup ve kültürel alanlara uygulanabilir bir kuram ne de Kohut’ta olduğu gibi epistemolojik bir zekâ ve kuramda devrim yaratan bir düşünme tarzı buluruz. Kernberg’in önemi daha çok psikanalizi üst sınıftan ayrıcalıklı insanların “kozmetik” ve pahalı bir uğraşı olma yolundan çıkarıp ciddi kişilik bozukluklarının görüldüğü bir alanda da başarıyla uygulamış olmasından kaynaklanır.Sınır kişilik bozukluğu gösteren vakaların psikodinamiklerinin anlaşılmasına en önemli katkıyı yapan terapist olmuştur. “Klinik psikanaliz”i sayesinde bu ağır vakaların analitik terapiyle iyileştirilmesinin imkânlarını yaratmış, sınır kişilik örgütlenmesi gösteren vakaların psikanalitik psikoterapilerinde tamamen savunma ve aktarım analizine dayanan oldukça iyi tanımlanmış etkili bir teknik geliştirmiştir. Kernberg’in kuramı ve tekniği ekip çalışması zihniyetinin gelişmesine yardımcı olmuş; psikanaliz ile genel psikiyatrinin, diğer psikoterapi öğretilerinin ve ilaçla tedavinin uzlaşabileceği noktalara yapıcı bir katkıda bulunmuştur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir