‘Hastalık hastalığı’ ve sağlık anksiyetesi olarak da bilinen hipokondriyazis, bir fiziksel hastalık olduğuna dair hiçbir kanıt olmamasına rağmen ciddi bir hastalığı olduğuna dair değişmeyen inanıştır. Tıbbi güvence verilmesine karşın bir hastalık olduğuna dair yersiz korku ya da düşünce sürer. Bununla birlikte söz konusu inanç, hezeyan seviyesinde değildir.

Somatoform veya psikosomatik bozukluklar altında da incelenebilir. Kişinin vücut semptomlarını yanlış yorumlamasına bağlı olarak ciddi bir hastalığı olacağı korkusunu ya da ciddi bir hastalığı olduğu düşüncesini taşıyıp durmasıdır. Yeterli tıbbi değerlendirme yapılmasına ve güvence verilmesine karşın bu düşünceler sürüp gitmektedir. Vücudun normal çalışmasına ait birtakım belirtilere, anormal gözü ile bakılmakta ve yanlış anlamlar yüklenip, hastalık belirtisi olarak düşünülmektedir. Örnek olarak kalp atışları, terleme, öksürme, esneme, kabızlık gibi durumlar ciddi bir hastalığın (kanser, kalp krizi, ağır bir nörolojik hastalık, AIDS, Covid-19 gibi) işaretleri olarak kabul edilmektedir. Aynı anda birçok organa ait kuşku olabilirken, sadece bir organ veya hastalığa ait kuşku da bulunabilir. 

Belirtiler

  • Kişinin düşünce içeriği hastalıktan kuşkulanma, kaygılanma ve tanıları ile doludur.
  • Bedenlerinin çeşitli yerlerine bir bozukluk, bir ağrı olup olmadığını anlamak için dokunabilirler, bastırabilirler. Ellerini göğsüne, kalp bölgesine tutabilirler. Nabız yoklayabilirler.
  • Boğazda bir hassasiyet hemen Covid-19 şüphesine yol açar.
  • Bedenin çeşitli bölgelerindeki bir ağrıya, duyuya aşırı dikkat vardır. Göğüste bir kas ağrısı hemen kalp hastalığı kuşkularını doğurabilir.
  • Dışkısını, idrarını kontrol etme görülebilir. Renk, koku değişiklerine anlam vermeye çalışabilirler.
  • Bir gaz sancısı bağırsaklarda ciddi bir hastalığın işareti olarak yorumlanabilir.
  • Sürekli hastalık düşünüldüğünden bu durum kişinin başka konularla ilgilenmesini engelleyebilir, dolayısıyla da ilişkilerini kısıtlayabilir, kişinin sürekli bir kaygı ve bunaltı yaşamasına neden olabilir. 
  • Kişinin tıbbi yayınları ve ilaçları yakından takip etmesi, kişinin hastalıklar konusunda doktorla yarışması, psikiyatriste sevk edildiklerinde kendilerinde bedensel bir hastalık olduğuna ısrarcı olması söz konusu olabilir.  
  • Fiziksel hastalığı kanıtlamak için sayısız doktoru dolaşıp gereksiz masraflara girme sık görülmektedir.

Hipokondriyaziste depresyon çok görülen bir durumdur. Depresyon nedeniyle kişi çabuk yorulmaya başlar, uyku bozukluğu görülebilir, istek heves azalır, tahammülsüzlük ve duygulanımlarda dalgalanmalar ortaya çıkar. Bu da, kişide hasta olduğuna dair inancın artmasına, kişinin daha fazla yatakta yatmasına, çalışamamasına, dolayısıyla da hastalıkla ilgili daha çok düşünmesine neden olur. Kişi sık sık doktordan doktora sevk alma, check-up, tomografi, MR incelemeleri yaptırma çabasına girebilir.

Bütün bunlar da kişinin toplumsal ve mesleki alanlarda ya da önemli diğer işlevsellik alanlarında bozulmaya neden olur. 

Hipokondriyak belirtiler, depresyon, anksiyete ve psikoz bozukluklarında da sık görülür. Depresyonda özellikle de yaş dönümü depresyonlarında kişilerin sıklıkla bedenlerini fazla dinledikleri görülmektedir. Fakat dikkatli muayene ile hastadaki uyku bozukluğu, karamsarlık, isteksizlik, iştahsızlık, hayattan ve etkinliklerden zevk alamama gibi belirtilerle depresyon tanısı konur. Anksiyete bozuklarında zaman zaman somatik şikayetler olabilir, fakat klinik tabloya bunaltı ve panik durumları hakimdir.


İyi incelendiği takdirde bedensel uğraşlar başlamadan önce oldukça uzun süren sıkıntılı bir dönemin olduğu görülür. Örneğin ağır iş koşulları gibi, ekonomik sorunlar, bakım vericilik, geniş bir ailenin yükünü uzun bir süre yüklenmiş olma gibi. Aile içindeki sorunlar ya da diğer sorunlar nedeniyle hastanın uykusu bozulur, büyük sıkıntılar duyar, bir süre sonra da artık kendi bedenini dinlemeye ve düşünmeye başlar. Psikanalitik bakış açısıyla bedeni dinleme aslında ruhuna yani içsel dünyasına kulak vermedir, ki bu da psikolojik yardım alarmına benzetilebilir. Diğer bir deyişle, içsel dünyanın ruhun konuşamadığı ve kendini yeterince ifade edemediği yerde bedenin bu görevi üstlenmesi ve seslendirişidir.  

Hipokondriyazisin oluşmasında ve sürmesinde doktor yaklaşımlarının etkisi de büyüktür. Bazen muayene sonrasında hastasına yanlış bir şey söyleyen, kuşku aşılayan hekim, yatkın kişilerde hipokondriyazisin gelişmesine farkında olmadan katkıda bulunabilir. Hekimlerin sık sık değişik muayeneler yapması, çok değişik ilaçlar denemesi sorunu pekiştirebilir. Örneğin daha çok kalbinden yakınan bir hastaya kalbi destekliyor, düzenliyor gibi reklamları yapılan birtakım damlalar ya da haplar verilmesi kalp hastalığı endişesini artırabilir.

Genel olarak bir psikiyatri uzmanına muayene için gelen kişi çoğu kez yıllardan beri hastalığı bir yaşam biçimi durumuna sokmuştur. Toplum ve aile içinde bu tablo evham hastalığı olarak da tanınır ve kendilerine hiçbir hastalıkları olmadıkları tekrar tekrar söylenir. Bu sözlerin etkisi olmayınca aile ve çevredekiler hastadan bıkabilirler. Bu da, sorunun artmasında ve sürmesinde etkili olur. Psikosomatik durumların psikososyal ilişkiler ağını içermesi, psikolojik dinamikler açısından kaçınılmazdır. Çünkü ilişkilerde konuşulamayan, ifade edilemeyen ve yıllarca biriken sorunlar beden dili üzerinden dillendiklerinde, artık kişiler birbirilerini anlama konusunda farklı diller ile konuşarak daha da karmaşık ve kaotik kronik süreçlere sürüklenmişlerdir.

Bu bozukluğun sıklığı ve yaygınlığı ile ilgili bilgiler net değildir. Erkeklerde ve kadınlarda eşit yaygınlıkta görülmekte, belirtiler en sık 20-30 yaşlarında başlamaktadır, fakat herhangi bir yaş döneminde de görülebilir. Toplumsal konum, eğitim düzeyi ve medeni durumdan etkilenmediği düşünülse de, gelişmekte olan ülkelerde daha yaygın olarak görüldüğü görülmektedir. ABD’de değişik sağlık kuruluşlarına başvuran hastalar arasında sıklığı yüzde 4-14 arasında değişmektedir. Hastaneye başvuranların yüzde 4-6’sında belirlenmiştir. 

Tedavi

Hipokondriyaziste psikiyatrik tedaviye direnç vardır. Öncelikle kişinin psikiyatrist/psikoloğuyla çok iyi bir ittifak kurması gerekmektedir. Çok iyi bir muayeneden geçirilip gerekli tetkikler yapılmalı organik rahatsızlık konusunda kuşku bırakılmamalıdır.  Doktor doktor dolaşmaması, bir iş bulması, dikkatini günlük yaşam sorunlarına yöneltmesi konusunda fikir birliğine varılması gerekmektedir. Sonrasında derinliğine sürdürülen psikoterapinin uzun süre devam etmesi gerekebilir. Psikoanalitik ve davranışçı teknik ve  yaklaşımlar kullanılmaktadır.

Kişinin sosyoekonomik durumunun iyi olması, tedaviye yanıt veren anksiyete ya da depresyonunun bulunması, semptomlarının birden başlaması, kişilik açısından daha esnek ve içgörülü olması ve hastanın semptomlarıyla ilişkili psikiyatrik olmayan tıbbi bir durumun bulunmaması düzelmenin daha çabuk olacağına dair olumlu işaretlerdir. Sonuç olarak uygun bir tedavi ile hastaların üçte biri ila yarısında önemli ölçüde düzelmenin gerçekleştiği tahmin edilmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir