Birçok kişinin hayatında çeşitli zamanlarda evham, takıntı, vesvese veya kaygılar olabilir. Bunlar genelde gelip geçici durumlardır ya da kişinin gündelik hayatını, ilişkilerini, iş ve toplumsal yaşamını ileri düzeyde etkilemezler. Takıntılı düşünceler, eylemler ve yarattıkları kaygı, kişinin gündelik işlerini sürdürmesinde zorluk yarattığında ‘obsesif kompulsif bozukluk’ adı verilen bir ruhsal rahatsızlık düşünülebilir.

OKB, obsesyon olarak adlandırılan takıntılı düşünce, dürtü veya imgeler ile kompulsiyon olarak adlandırılan yineleyici davranışlardan oluşan ruhsal bir bozukluktur.

Obsesyon

Latince ‘obsidere’ (kuşatılmak, ele geçirilmek) sözcüğünden türetilmiştir. Kişinin kendisini belli bir zihin içeriğinden kurtaramamasına işaret eder (yineleyici ve sürekli olması). Bu zihin içeriği; bir düşünce, dürtü, zorlanma, düşlem ya da bunların karışımından oluşan bir biçimde yaşanabilir. Sahip olmak istemediği bu zorla ve istenmeden geliyor gibi yaşanan deneyimin varlığı ile belirgin rahatsızlık/kaygı duyan kişi; bu deneyimi uzaklaştırmaya, düşünmemeye, yokmuş gibi davranmaya çalışarak ya da kompulsif eylemler yoluyla zihin dünyasını kuşatan bu düşünce, hayal ya da zorlamaların olumsuz etkisinden kurtulmaya uğraşır.

Kompulsiyon

Latincede ‘zorlanmış, köşeye sıkışmış’ anlamlarına gelen ‘compellere’ sözcüğünden türemiştir. Kompulsiyonlar bir obsesyonun yarattığı rahatsızlığı, kaygıyı gidermek, bazı korkulan olay ve durumların olmasını önlemek üzere yapılan tekrarlayıcı davranışlar ya da zihinsel eylemlerdir.

Kişinin varlığı karşısında pasif bir durumda olduğu bir obsesyonun yarattığı rahatsızlık karşısında, tekrarlayıcı bir şekilde belli bir eylemi yapmaktan kendini alıkoyamadığı aktif bir duruma işaret eder. Bu davranışlar ya da zihinsel eylemler, etkisizleştirilmek ya da korunmak istenen şeylerle gerçekçi bir biçimde ilişkili değildir ya da açıkça aşırı düzeydedir.

Obsesif kompulsif bozuklukta içgörü üç şekilde olabilir: İç görüsü iyi olan kişi inanışlarının gerçek olmadığının farkındadır. Buna karşılık iç görüsü kötü olan kişi inanışlarının “olasılıkla”gerçek olduğunu düşünür. Farklı olarak, iç görüsü olmayan/sanrısal inanışları olan kişi ise inanışlarının gerçek olduğuna “kesin olarak” inanmaktadır.

Psikanalitik bakış ile OKB

19. yüzyıl sonunda, obsesif kompulsif bozukluk hakkında ilk bilimsel hipotezleri ortaya atan kişi Sigmund Freud’dur. OKB Freud’dan çok önceleri de tanımlandı, ama ayrı bir nozografik kategori olmaktan çok, mental dejenerasyon veya Janet’nin öne sürdüğü gibi, psişik zayıflıkla açıklanmıştı. Freud’a göre bu hastalık, nörozların prototipi ve psikanalizin en ilgi çekici ve verimli alanlarından biriydi. Bu konuda diğer hastalıklarla kıyasla daha fazla yayını mevcut olan Freud’un obsesyonel nöroz üzerine 14 eseri bulunmaktadır.

Freud’un yüz yıl önce OKB ile ilgili yapmış olduğu anlatımlardan bir alıntı:

“Hastanın zihni gerçekte kendisini hiç ilgilendirmeyen düşüncelerle doludur ve kendisine yabancı gelen dürtüler hissetmektedir; arada bir karşı duramadığı eylemlere geçmek zorunda kalır.

Zihnine takılan bu düşünceler ‘obsesyonlar’ hasta için hiçbir anlam taşımadığı gibi, çoğu kez kendisine de saçma gelir.

Bu düşünceler aslanda hiçbir zaman eyleme dönüşmezse de, hastanın, bu düşünceleri anımsatan durumlardan sürekli kaçmasına neden olurlar.

Hastanın kendi istemi dışında yaptığı davranışlar, günlük yaşamın olağan etkinlikleri olan yıkanma gibi eylemlerin abartılmış ve törensel biçimlerinden öteye gitmez; ne var ki, obsesif eylem veya kompulsiyon denilen bu zararsız davranışlar kişinin istemi dışında yapılırlar.”

Melanie Klein’a (1940) göre, obsesif semptomatoloji bir tamir gayretidir.

Mallinger ve Salzman gibi yakın dönem araştırmacılar, obsesiflerin yaşamlarının her alanında kontrol ihtiyacının hakim olduğu görüşünü vurguluyorlar. Mallinger, hastalığın belirtilerinin, kontrol çabası yetersiz kaldığında ortaya çıktığını ve bu obsesif kontrol çabasının altında güçsüzlük korkularının yattığını savunur.

Kontrol ihtiyacına gelişimsel bakış açısıyla, çocuğun ana-babasının devamlılığından ve güvenilirliğinden emin olmadığında, tehlike algısının sonucu olarak ortaya çıktığı gözüyle bakılabilir.

Salzman (1985) OKB’nin dinamiğinde öfkeden ziyade utanç, onur kaybı, zayıflık ve yetersizlik duygularının ortaya çıkışını önleme çabasınınolduğunu öne sürmüştür.

Leib (2001), OKB hastalarının analizinde anne-çocuk ilişkisinin incelenmesinin çok önemli olduğunu ve bu hastaların çoğunda omnipotan (tüm-güçlü), despot ve aşırı koruyucu olarak içselleştirilmiş anne tasarımlarıile kurulan ilişkinin hastalığın gelişiminde rol oynadığını tespit etmiştir.

Özellikle ‘bulaşma-temizleme’ alt grubundaki OKB’lerle ilgili görüşleri dikkat çekici olan Meares, Freud’un da önemli bir özellik olarak tanımladığı “düşüncelerin omnipotansının” OKB semptomatolojisindeki temel bozukluk olduğu görüşünü savunur.

Belirtiler

  • Obsesyonlar: Pislenme, kirlenme, mikrop bulaşmasından korkma, eşyalarını düzenleme, simetri yapma, çevresine zarar vermekten korkma, yanlış yapmaktan korkma, uygunsuz cinsel imgelemeler ve inanışlarına istemsiz hakaret, küfür içerikli dürtü ve düşünceler sayılabilir.
  • Kompulsiyonlar: Eylemsel kompulsiyonlar şu şekilde örneklendirilebilir: Tekrar tekrar yıkanma, sürekli ellerini yıkama, el sıkışmayı veya kapı kolunu tutmayı istememe, kapı kilidi, ocak gibi eşyaları sürekli kontrol etme, eşyaları belirli bir biçimde simetrik olarak düzenleme, günlük rutinleri belirli bir sıraya göre yapma, vb. Zihinsel kompulsiyonlar: belirli cümle ve inanışları sürekli olarak zihninde tekrarlama, orantısız ve abartı düzeyde sayı sayma veya dua okuma örnek gösterilebilir.

Bulaşma obsesyonları ve temizlik kompulsiyonları, en sık görülen tiptir. Kişinin kendisine mikrop, kir, kimyasal madde, idrar veya dışkı bulaşacağına dair yoğun kaygıları vardır. Bulaş olduğunu düşündüğü durumlarda sık ve uzun süreli temizlenme ve yıkanma davranışları olur. Kişi bulaşmayı engellemekle ilgili yoğun tedbirler alabilir. İnsanlarla el sıkışmaktan kaçınma, toplu taşıma araçlarını kullanamama, paraya, kapılara dokunamama gibi davranışlar ile buna eşlik eden günde en az 1-2 saat süren el yıkama, tuvalet ve banyoda saatlerce kalma gibi kompulsiyonlar görülür. Kişi çoğunlukla bu davranışlarını abartılı olduğunu bilir ancak bunlara engel olamaz.

Kuşku obsesyonları ve kontrol etme kompulsiyonlarında ise kişi sürekli bir şeyleri yapıp yapmadığından şüphe eder ve emin olmak için aşırı bir kontrol etme davranışına yönelir.  Örneğin ocağı, kapıyı, ışığı açık unutmuş olacağından şüphe edip defalarca kontrol edebilir.

Dini içerikli obsesyon ve kompulsiyonlarda, istemsiz şekilde sürekli dini içerikli düşünceler mevcut ve bunlar çoğunlukla inanca aykırıdır. Yoğun suçluluk ve günahkarlık duyguları bunlara eşlik edebilir. Genellikle ibadet sırasında görülürler. Örneğin, namaz kılarken Allah’ın varlığından kuşku duymak gibi.

Cinsel içerikli obsesyonlarda kişinin aklına rahatsız edici bir şekilde cinsel içerikli düşünceler ve imgeler gelebilir, uygun olmadığını düşünüldüğü yer ve zamanlarda cinsel içerikli davranışlar yapma ihtimalinden kaygı duyulabilir.

Zarar verme ve saldırganlık obsesyonları şeklinde ortaya çıkan OKB türünde ise kişinin çevresindekilere, aile fertlerine veya kendine istemeden zarar vereceği veya saldıracağı yönünde obsesyonları olur. Kontrolünü kaybedeceği korkusuyla evdeki kesici-delici aletleri uzaklaştırma gibi önlemler alınabilir.

Düzen obsesyon ve kompulsiyonları türünde kişi çoğunlukla eşyalarını düzenlemek için uzun zaman harcayabilir, simetri ile ilgili obsesyonlar da genellikle bu grupta görülür. Kişinin diğer işlerini yapmasını belirgin biçimde engelleyebilir.

Sayma kompulsiyonları olan kişiler yaptıkları eylemleri belli bir sayıda yapmak zorunda hissederler. Bu kurala uymazlarsa başlarına kötü bir şey geleceğini düşünürler.

Tedavi

Obsesif kompulsif bozukluğun iki ana tedavisi vardır. Bunlar psikoterapi ve ilaç tedavisidir (psiko-farmako-terapi). İlaç tedavisi, psikoterapi veya iki tedavi yönteminin birlikte kullanılması OKB semptomlarını (belirtilerini) büyük bir ölçüde azaltmaktadır. Psikoterapiyle birlikte belirtilerin tekrarlanması engellenebilir ve uzun dönem korunma sağlanabilir. Bilişsel davranışçı yaklaşım özellikle belirtilerin remisyonunda (ortadan kalması) etkili bir psikoterapi yöntemidir. Son yıllarda 3. dalga bilişsel davranışçı terapi modüllerinden olan metakognitif terapi, obsesif kompulsif bozukluğun terapisinde özgün bir yöntem olarak sayılabilir. Psikanalitik okuldan beslenen psikodinamik yaklaşımlar, psikanalitik grup terapisi ile çok sık gözlemlenen nükslere (remisyon sonrası rahatsızlığının tekrarlanması) karşı iyileşme (kalıcı ve sürekli remisyon) mümkün olabilmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir